18 Temmuz 2011 Pazartesi

Manchester - Milano Hattı

Formalar açıklandığından beri özellikle İtalya'da en çok konuşulan konulardan biri bu ilginç forma benzerliği.

Çok göze çarpan iki benzerlik var. Birincisi, Milan'ın klasik iç saha formasıyla, Manchester City'nin deplasman forması. Milan'ınkinden bahsetmeye gerek yok, City'ninki ise geçmiş zamanlarda giydikleri bir formaya benzetilmiş.


Seneye Milan boyle forma yapsa herhalde kimse sesini çıkarmaz, hatta satış rekoru bile kırar.

Bir diğer benzerlik ise bu şehrin diğer iki takımının formalarında. Tabii, üstteki kadar belirgin değil (Yani şekil şemal olarak biraz farklı) ama yine de bakın görün, siz karar verin.




Tabii es geçmemek lazım, Inter'i oldum olasıya sevmem ama formaları baya şık olmuş. Umarım seneye Nike bize de böyle bir şey çıkartır.

17 Temmuz 2011 Pazar

Selam Nike



Bildiğiniz gibi yaklaşık 2 saat önce Galatasaray'ın yeni sezon formaları tanıtıldı. Siyah ve parçalı formaların resimleri dün sızmıştı, hatta Footballove sayesinde aylar öncesinden tasarımları görebilmiştik. Teker teker bakalım şimdi formalara...

Bu seneki parçalımız bence hiç de güzel değil. Evet çatırt diye söyledim, ama maalesef bence durum bu. Kullanılan kırmızı ve sarı tonlarında bir sıkıntı yok, ancak diğer detaylar oldukça kötü. Nike'ın armasının siyah olmasi çok gereksiz olmuş, kırmızı üzerinde siyah hiç de güzel durmuyor. Beyaz olabilirmiş. Aynısını koldaki Avea reklamları için de söyleyebilirim. Formanın yakası da hiç şık değil. Sanki kırmızının bir parçasıymış gibi duruyor ki bence güzel bir görüntü oluşturmuyor. Arkasının zaten tek renk olması tamamen yanlış.

Parçalıyla ilgili çok büyük bir sorun daha var, o da aşağıdaki fotoğraftan rahatça anlaşılıyor bence:


Direk çat diye kalıba koymuşlar bizim formayı, renkleri armayı ve bayrağı çıkart, al sana geçen senenin Trabzonspor forması.

Siyah forma ise gerçekten değişik duruyor. Sanki maç forması gibi değil de, antrenman forması gibi. Yakası, kumaşı çok kalitesiz gibi. Sanki Galatasaray forması değil de, Almanya'nın düşük liglerinde oynayan bir takımın forması havası var. Bence parçalıdan daha güzel ama bir eksiklik var gibi formada, ne olduğunu da bir türlü çıkartamadım.

Daha küçük bir resmini bulamadığım için özür diliyorum ve direk konuya giriyorum; bence en güzel formamız bu. Her şeyden önce, parçalı ve siyahtan daha kaliteli, düzgün gözüküyor. Bunun nedeni de lansman öncesi Sedat Doğan'ın da bahsettiği pet şişelerden yapılması olayı. İronik gözüküyor ama durum aynen şöyle; Nıke elit kategoriye koyduğu takımların formalarının hepsini bu geri dönüşüm materyallerinden yapıyor. Manchester United'ın, Barcelona'nın veya Juventus'un forma tanıtımlarına bakarsanız metinlerde her zaman bu pet şişe ifadelerini göreceksiniz.

Tasarım olarak konuşmak gerekirse, formanın çok büyük bir özelliği yok aslında. Sarının üzerine kırmızı yaka iyi gitmiş. Ekstra bir detay yok. Tek sıkıntı Türk Telekom ve Avea yazılarının siyah renkte olması ki o da sanırım elimizde olan bir şey değil, sponsor renkleri takım renklerinde olamıyor diye biliyorum (TFF kayıtlarında iki rengimiz var, sarı ve kırmızı).

Bu formanın bir diğer özelliğiyse diğer iki formadan farklı olarak Ekim ayında çıkacak olması. Bunun bence iki nedeni olabilir; 1.si bu elit kategori olayı. Yeteri kadar üretim yapılamamış olabilir, hatta takım da Ekim ayına kadar bu formayı giyemeyebilir. 2.si ise diğer iki formanın kötülüğü. Muhtemelen Nike da bu iki formadan pek fazla satamayacağının farkındadır...

Son olarak birkaç şey demek istiyorum;
1- Direk sarı forma alıyoruz.
2- Umarım bu sefer piyasaya uzun kollu formalar çıkar. Bulması gerçekten zor.
3- Kaleci formaları hakkında detaylı fotoğraflar yok ama ikisi de basit ve hoş duruyor. Elit kategoride olduğumuzu yeni kaleci tasarımları kullanmamızdan anlayabiliyoruz. Fark ettiyseniz Nike giyen bütün takımların kaleci formaları neredeyse aynı. Mesela Trabzonspor eski kalıplardan birini kullanıyor.
4- Gsstore.org 'dan bakınca fiyatlarla ilgili ilginç bir şeyler olduğu da anlaşılıyor. Siyah 64 TL, Parçalı 99?
5- Siyahın arkasına kırmızı yerine sarı daha iyi gidermiş.
6- Umarım bu da Mustafa Sarp'ı son kez GS forması giyerken görüşümüz olmuştur.

8 Temmuz 2011 Cuma

Yazın Göbek Yapan Futbolcular


Tabi Mesut'un göbek yaptığı falan yok (en azından bu fotoğrafta), ama sporcu mentalitesinden bahseden bir yazıda, böyle bomba bir fotoğrafı atlamak olmazdı... neyse.


Konumuz dediğim gibi göbek yapan futbolcular. Önce ülkemizden, rakipten başlayalım. Şike işleri konuşuladursun, Fenerbahçe hazırlıklarına Düzce'de devam ediyor. Geçen akşam Emenike ve Sezer kampa katılmak üzere tesislere geldiklerinde bütün takım dışarı çıkıp, onları alkışlamış. Hoş bir davranış tabii ki. Ama fotoğrafta göze çarpan ayrı bir detay var: http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2011-07-07_yaylabasin9.jpg (Blogger sapıtmaya karar verdiği için düzgün link veremiyorum, özür dilerim)
.
.
Volkan biraz salmış mı ne?


Bizim takıma dönelim biraz da. Öncelikle herkesin malumu, Tomas Ujfalusi. Kadro analizinde de yazdığım gibi, adam gerçekten Sonısphere'e gelen göbekli metalci modunda imza atmış.
T-Shirtün üzerine de geçirmiş gibi gözükmüyor formayı...

Biraz da yurtdışına gidelim. Hiç beklenmeyecek iki adamda göbek var. Bunlardan biri Porto'lu Hulk. Yazın iyi çalıştığı belli arkadaşın;

Tanımayan varsa; Hulk, geçen sezon Falcao'yla birlikte Porto'yu sırtlayan arkadaş... Ortadaki.


Kısa bir süre sonra Mourinho'dan iyi bir şamar yiyecek biri geliyor şimdi karşnıza. Abi, sen naptın ya?



Evet yanlış tanımadınız, bu arkadaş birkaç yıl önce Ballon d'Or kazanmış olan Kaka. Ronaldo'ya özenmiş gibi...

Ondrej Celustka Trabzonspor'da


Açıkça söylemek gerekirse Ondrej Celustka adlı bir futbolcunun olduğunu ilk kez bugün duydum. Ne diyelim, hayırlı olsun Trabzonspor'a. Böyle adı sanı duyulmamış oyuncuları bulup bazen gerçekten iyi performans alabiliyorlar onlardan (Alanzinho, geçen sezonun ilk yarısında Teofilo gibi).

Bu yazıyı yazmamın nedeniyse farklı. Yukarıdaki fotoğrafı NTVSpor'dan aldım. Insan profesyonel makineyle çeker bir fotoğraf, en olmadı futbolcunun maç görüntülerinden birini koyar. Ucuz bir telefonla böyle bir fotoğrafın çekilmesi gerçekten ilginç.

Geçenlerde bir yazı okumuştum, o yazıda Trabzonspor'un hep geceleyin oyuncuları şehre getirip imza attırdığı yazıyordu. Valla görünüşe göre durum yine aynı. Herhalde Eskişehirli oyuncuların şehri gezip başka takımlara imza atmasından ders aldılar :)

7 Temmuz 2011 Perşembe

Wes Brown ve John O'Shea


Van der Sar, Gary Neville ve Paul Scholes'tan sonra yıllardır Manchester United'da izlediğimiz iki isim daha takımdan ayrılıyor. Belki ilk üçü kadar ciddi etkileri yoktu bu iki arkadaşın Manchester United'a, ama yine de Manchester United'ın oturmuş bir savunması olması da bu iki futbolcu sayesindeydi diyebiliriz. İkisi de dan dun şut çekmek dışında bir özelliği olmayan Darron Gibson ile birlikte Sunderland yolcusu...

Wes Brown hep bir yedek olarak boy gösterdi. Aslında 2000li yılların başında aradığı şansı da bulmuştu, hatta Ferguson bir keresinde kendisi için "takımdaki en iyi savunmacı" demişti... Stoperdeki kadar başarılı olmasa da sağ bek de oynayabilen, hatta 2008 Şampiyonlar Ligi Finali'nde Cristiano Ronaldo'ya asisti yapan oyuncuydu Wes Brown. Sonra sakatlıklar, Vidic'in muhteşem performansı derken yine arka planda kaldı. Sakatlıklar elverdiğince şans buldu ama son zamanlarda John O'Shea'nin yanısıra, Evans'ın da rotasyonda gerisine düşünce herhalde bıkmıştır.

John O'Shea ise Ferguson'un jokeriydi. Sağ bek, stoper, sol bek, ortasahanın ortası, hatta kaleci bile oynayan bir oyuncuydu O'Shea (evet, gerçekten de zamanında bir Tottenham maçında kaleye geçmişti). Hiçbir zaman "banko ilk 11" oyuncusu olmadı, stoperde Vidic - Ferdinand, sağ bekte Gary Neville (hatta şimdilerde Rafael), sol bekte Evra, ortasahada da Carrick, Scholes gibi oyuncuların yedeğiydi. Ama gerek olduğunda çıktı ve güzelcene de oynadı. Manchester United taraftarlarının hem Anfield'daki son dakika golüyle, hem de Tottenham karşısındaki kaleciliğiyle ayrı bir sevgisini kazanmıştı.

Peki şimdi ne olacak? Öncelikle Ferguson'un Evans'a daha çok şans vereceğinden emin olabiliriz. Bunun yanısıra Ferguson yeni savunmacısını aldı bile Blackburn'den: Phil Jones. Rafael, Fabio ve Smalling'in de daha çok maç oynayacağını söyleyebiliriz. Manchester United da sakatlıklardan çok çeken bir takım, rotasyonu seven Ferguson belki bir oyuncu daha alabilir bile...


6 Temmuz 2011 Çarşamba

Galatasaray 2011-12 Kadro Analizi



KALECİLER
Mevcut oyuncular
Ufuk Ceylan: Kesinlikle Aykut'tan daha iyi, ancak güven verdiği söylenemez. Kaleciye güvenmek lazım, yok Casillas, yok Adler örnekleri verilir de, Casillas da Adler de Ufuk'un yaşında (ve daha öncesinde) yeteneklerini kanıtlamışlardı. Yine de ben kadroda kalması taraftarıyım. Zamanında benle fotoğraf çektirmişliği de var, o yüzden ayrı bir sempatim de var kendisine zaten :)

Aykut Erçetin: Ben bu adama ne olduğunu hiçbir zaman anlamadım. 2008'deki şampiyonlukta bence takımın gizli kahramanlarından biriydi, Orkun'dan kaleyi aldıktan sonra çok iyi oynamıştı. Hatta EURO 2008'e davet edilmemesine oldukça şaşırmıştım. Bence o zamanki güvenle devam etseydi şu an kaleci konusunu konuşmuyor bile olabilirdik, ancak De Sanctis'in gelişiyle kaleyi yine kaybetmesi bence kendine olan güvenini de kaybettirdi Aykut'un. İddialı demeçler de cabası. Açıkçası ne kadar maaş olduğunu bilemiyorum, ama her şekilde Ufuk'un (ve muhtemelen, Muslera'nın) önüne geçebileceğini zannetmiyorum. Kendisini gönderip yerine altyapıdan bir kaleciyi 3. kalecimiz yapsak daha mantıklı sanki.

Emirhan Ergün: A2 takımını çok takip edemiyorum ama bildiğim kadarıyla çok umut veren bir kaleci değil kendisi. Geçen yılki hazırlık maçlarında çok kötü değildi ama sanki Eray ondan daha iyi gibi.

Gidenler
Robinson Zapata: Muhtemelen sokaktaki herhangi biri kaleye geçse de ligi 8. bitirirdik. Karpuz tutmaya devam Zapata. Umarım futbol hayatında Galatasaray'a karşı bir gün izleyebiliriz kendisini.

Muhtemel transferler
Fernando Muslera: Gerçekten alınırsa Galatasaray'ın marka değerine katkıda bulunabilecek bir kaleci. Geçen sezon Serie A'nın en iyi kalecilerinden biriydi Abbiati Viviano ve Sirigu ile. Uruguay kalesinde de bir iki saçma gol yemiş olsa da hep başarılı performans gösterdi. Bir Buffon veya Van der Sar kalitesine gelemeyeceği açık ancak alabileceğimiz en iyi kalecilerden biri. Her şeyin yanısıra, bu kadar piyasası olan bir kaleciyi getirebilmek, Galatasaray'ın prestiji açısından yararlı olacaktır.

Victor: FM'de ve FIFA da gayet iyi bir oyuncu. Başka da pek bilemiyorum. Muslera gelsin, daha iyi.

Lauro: İstatistiklere göre herhangi bir Anadolu takımının teknik direktör değiştirdiği hızda kaleci değiştiren Internacional'de çok dengeli bir performans gösterememiş. Taffarel diyorsa iyidir lafına da çok güvenemiyorum, malum Hagi'nin yaptığı transferlerin başarılı oldukları söylenemez şu ana dek. Bence iyi bir transfer olmaz.

DEFANS
Mevcut oyuncular
Sabri Sarıoğlu: Bir insanın kaderi nasıl değişir adlı filmin baş oyuncusu. Önce altyapıdan muhteşem yetenek diye çıktı, sonra yerden yere vuruldu, kendinden nefret ettirdi, sonra hiçbir şey yokken Bordeaux'ya 90. dakikada mucizevi bir gol attı ve tekrar göğe çıktı. Kendisiyle dalga geçenlere cevabını da takımda veren, takımı için yüreğini ortaya koyan bir savaşçı Sabri. Türkiye'nin en iyi ikinci sağ beki, hatta form durumuna göre Gökhan Gönül'ün üzerine de tercih edilebilir. En büyük ortası çok yönlülüğü, sağ uçta da aynı şekilde performans verebiliyor, ki zaten futbola orada başlamıştı. Bir ara sol bek ve ortasahanın ortasında da oynadı, ki ilkinden alnının akıyla çıktı. Galatasaray'ın kendisini kesebilecek bir sağ bek alması için çok ciddi paralar harcaması gerekir.

Serkan Kurtuluş: Sabri'den nefret ettiğimiz zamanlarda sağ beke alınan, o zamanlar çok umut bağladığımız bir adamdı kendisi. İlk başlarda umut vericiydi de, sakatlıklar peşini bırakmadı. Çok da çalışmadığı söyleniyor zaten. Satalım gitsin bence.

Servet Çetin: İki sene önce bu yazıyı yazıyor olsaydım burada övgü sözcükleri görüyor olacaktınız. Rijkaard olayından sonra bütün saygımı kaybetti Servet. İstersen 20 gol at bu sezon, bir türlü kanım ısınamayacak sana. Bu sezon nasıl bir performans göstereceği de merak konusu aslında. Kendisi defansın liderliği modundayken daha bir başarılı oluyor. Neill gibi bir lider geldikten sonra Servet'in performansı da düştü zaten. Şimdi Ujfalusi'nin de Servet'e söz vereceğini pek sanmam savunmada.

Gökhan Zan: Alındığı zaman sevinen nadir taraftarlardan biri bendim herhalde, ama o zaman aklımdaki fikir Servet'in yanına adam gibi bir yabancı stoper alınacağı ve Zan'ın yedek kalacağıydı. Malesef öyle olmadı. Alternatif olarak kalmasında bir sakınca yok bence. Takım içinde tatsızlık falan da çıkarmıyor zaten oynamıyorum diye, yeter ki takımı tedavi merkezi olarak kullanmayı bıraksın...

Tomas Ujfalusi: Ne yalan söyleyeyim, ilk transfer fotoğrafını gördüğümde Sonisphere'e Balkanlardan gelmiş göbekli bir metalci transfer ettiğimizi düşünmedim değil. Tam bir Viking savaşçısı sakalı da var. Neill'dan tek avantajının sakatlık sorunu olmaması olduğunu düşünüyorum. Kendisi Neill kadar hantal bir adam, umarım sezon boyunca çok sorun çıkartmaz bu hantallığı. Savaşçı ruhuyla taraftarın gönlünü kazanabilir, ancak 33 yaşında olması ciddi bir sorun; en fazla 1-2 yıl oynayabilir...

Ahmet Kesim: Hagi geçen yıl arada sırada kendisini kadroya almıştı ama pek izleyemedik kendisini. Açıkçası çok da bilmiyorum nasıl oynadığını. Stopere takviye yapılmazsa (ki lazım) büyük ihtimalle yedek olarak takımda tutulacaktır.

Semih Kaya: Sezon hazırlıklarına bakarken gördüğümde en çok şaşırdığım oyuncuydu Semih. İki yıl önce şans bulduğunda sergilediği oyunu ben çok beğenmiştim ve savunmada şans bulabileceğini düşünmüştüm. Ancak pek beklendiği gibi olmadı ve oynadığı takımlarda da başarılı olamadı Semih. En çok gelişim gösterebileceği yılları neredeyse boşa harcamışken ne kadar iyi olabilir, bilemiyorum. Yine de kampta olması Fatih Hoca'nın onu takımda düşündüğünün bir göstergesidir bence.

Hakan Balta: Bu sezonun başına kadar savunmada güvendiğim bir adamdı Hakan Balta. Hatta 2009-2010 sezonunda Neill gelmeden önce belki de tek güvendiğim adamdı (Sabri'nin hata yapıp yapmayacağı belli olmaz). Neill'ın yanında stoper oynarken performansı zirveye çıktı hatta. Sonra Karpaty faciası, tütün bağımlılığı derken Hakan Balta dibe vurdu. Tekrar yukarı çıkar mı, hiç zannetmiyorum.

Çağlar Birinci: Gökhan Zan'la birlikte reviri en çok kullanan oyuncuydu Çağlar geçen sezon. Ancak Galatasaray'da ilk 11 oyuncusu olacak kalitede mi, hayır değil. Alternatif olarak kalmasını isterim kendisinin. Ayakları yere basan, çok iyi orta açan ve sert şut atabilen (henüz isabetini görmedik ama, olsun) bir oyuncu. Balta'dan iyidir.

Berk Neziroğluları: A Takım'da düşünülüyor mu bilmiyorum ama bence altyapıdan en çok şans bulması gereken kendisidir. Hele takımın en sıkıntılı pozisyonunda. Hakan Balta'dan daha kötü olamaz ya!

Giden oyuncular
Emiliano Insua: Ben bu adamı gerçekten çok seviyordum. Çok muhteşem oynamadı belki, hatalar da yaptı ama Hagi'nin inadından yandı biraz. Galatasaray'ı çok sevmişti oysa ki. Herkes görmüştür Anıl Dilaver'in golündeki fotoğrafını. Belki muhteşem bir sol bek değildi, ama daha iyisini nasıl buluruz, gerçekten bilmiyorum.

Lucas Neill: KRAL! Tekniği muhteşem, yürekliliği takdire şayan bir oyuncu Neill. Ancak objektif açıdan bakarsak sakatlık problemi olan, hızını kaybetmiş ve yüklü bir maaş alan bir oyuncuyu göndermek -malesef- mantıksız bir karar değil...

Muhtemel transferler

Çok ciddi geçen bir isim yok defans hattı için. Ben buradan yazayım, SOL BEK LAZIM! Kayserispor'dan Hasan Ali'yi alabileceğimizi zannetmiyorum, o yüzden eğer Özgür Çek'i alabilirsek gerçekten iyi bir transfer olur.

Hatta onun yanında bir de stoper lazım. Kasımpaşa'dan (hazır düştüler) Barış Başdaş, gerçekten ilaç olur. Veya Gaziantepspor'lu Dany...

ORTA SAHA
En çok oyuncumuzun olduğu, ama başımızı da en çok ağrıtan mevki..

Mevcut oyuncular
Ayhan Akman: İsabetsiz yan pas yapmamız gerekirse 11 başlatmamız gereken bir oyuncu.

Mustafa Sarp: Kendisinin oynadığı şey kesinlikle futbol değil. Yani, gerçekten bilmiyorum bu arkadaş neden takımda. Teknik desen sıfır, sertlik desen sıfır. Arada öyle kafa golü falan atıyor kendisi. Gerçekten Rijkaard'ın ilk senesinde o ilk 1-2 ay nasıl bu kadar iyi oynadı, ilginç. Umarım bir daha Galatasaray adına oynamaz.

Juan Emmanuel Culio: Culio çok ilginç bir tarza sahip. Forvet arkası desen değil, defansif ortasaha desen değil, regista desen hiç değil. İyi pas atabilen, hantal olmasına rağmen oldukça mücadeleci ve defansif anlamda kabiliyetli bir oyuncu. Akıllı oynadığı belli. Hagi'nin belki de tek iyi transferi. En azından geçen seneki yürekliliği ile takımda tutulması gerekiyor kendisinin. Hoş, satmamıza da gerek yok kendisini.

Yekta Kurtuluş: En iyi devre arası transferimiz. Teknik, oyunun iki yönünü de oynayan, çok yönlü, iyi Galatasaray'lı bir adam. Söylenecek çok bir şey yok aslında, aynen böyle devam.

Selçuk İnan: Nuri Şahin'den sonra en iyi Türk merkez ortasaha oyuncusu diyebilirim Selçuk için. Gerçekten çok iyi bir pas yeteneği var, sürpriz golleri de var. Galatasaray'a geldiği için mutluyum ve eğer 2010lu yıllarda başarılı olacaksak, bu başarıların arkasındaki en büyük kahramanlardan biri olacaktır Selçuk.

Ceyhun Gülselam: İnsanlar kendisinin adını Almanya'nın enteresan bir ligindeki bir takımın formasını giyerken milli takıma çağırılınca duydu. Sonra Trabzonspor kattı onu, ancak orada pek kendini geliştiremedi. Yine de fizikli, stoperde de kullanılabilecek, defansif anlamda başarılı bir oyuncu. Fatih Terim'le kendini geliştiremezse pek şansı yok zaten. Maliyeti de fazla olmadığı için gayet iyi bir transfer bence.

Aydın Yılmaz: Bence biz bu adamı yıllardır unutuyoruz, o yüzden kadroda. İnce bir fiziğe sahip zaten, öylesine takılsın diye alıyorlardır takıma muhtemelen. Başka bir açıklaması olamaz...

Emre Çolak: Yetenekli olduğu her hareketinden, her pasından belli bir çocuk. Topa dokunduğunda heyecanlandıran oyunculardan. Yalnız gerçekten biraz fiziklenmesi, şut seçimlerini geliştirmesi gerekiyor. Açıklamalarından aklı başında biri olduğu da belli. Bu sezon bolca forma şansı bulacaktır.

Serdar Eylik: Tam unutmuştuk kendisini, iyi oldu kampa katılması. Efor testlerinde de başarılı olması gayet iyi haber. Kesinlikle rotasyonda Aydın'dan önde olması gerekiyor.

Arda Turan: Bütün medya diretmelerine, saçma eleştirilere karşı ayakta durabilmesi mucize. Türkiye'nin apaçık en iyi futbolcusu. Bir de mental olarak rahat bıraksalar daha ne kadar gelişecek belli değil. Muhtemelen sezon sonunda ayrılacak, biz de Galatasaraylılar olarak onu hep 10 numaranın iyi bir taşıyıcısı olarak hatırlayacağız. Tekniğinden, yeteneğinden bahsetmeye gerek yok...

Musa Çağıran: Geçen sezon neden sadece 5 dakika şans verildiğini açıklayabilecek biri yok sanırım. Büyük umutlarla aldık ama kendisini pek göremedik. A Takım'da düşünülüyor mu, onu da bilmiyorum... Mücadeleciliğiyle dikkat çektiği söyleniyor.

Colin Kazım-Richards: Kazım'ın transferini hiç istemedim. ASY'nin son maçında kendisini alkışlamadım hatta. Ama mücadelesi beni sezon sonunda tatmin etti. Vurdumduymaz olmadığı zamanlarda her takıma yarar sağlar Kazım. Fatih Terim'in de çok sevdiği bir oyuncu, bence performansı yükselecektir ve gelecek sezon takımın baş kahramanlarından olacaktır.

Giden oyuncular:
Barış Özbek: Yıllar boyunca no look pass denedi yapamadı, no look tadilat yapayım derken de sakatlandı. Kendini çooooooooooooooooooooooooooook geliştirmesi lazım.

Harry Kewell: Asaletin temsilcisi bu adam. Formalarımda arkasında ismi yazan tek adam. Ancak malesef Neill için söylenen her şey kendisi için de geçerli... Hoş, keşke bütçemiz elverseydi de takımda kalsaydı... Heykeli dikilse yeridir.

Lorik Cana: Lorik belki de dünyanın en mücadeleci oyuncularından biri. Top tekniği çok yok, ancak Cana'nın oynadığı bir maçta rakip takım sizden mutlaka tırsar. Kimse öyle Arda'ya, Baros'a sert bir şekilde giremez. Psikolojik üstünlük hep sizde olur. Yanlış bir sezonda geldi, bir iki sezon önce gelseydi belki de şu an efsane olmuştu...

Muhtemel transferler

Bence kanatlarda sıkıntımız yok, anca ortasahanın ortasına mutlaka bir oyuncu almamız lazım. Culio, Selçuk, Yekta ve bir parça da Ceyhun (stoperde kullanılma ihtimali daha yüksek) ortasahanın ortasında oynatabileceğimiz futbolcular (Ayhan ve Mustafa'yı bu gruba katamıyoruz, onlar futbolcu değil bence). Genç Musa da var ama, onun performansı kesin değil. Yekta'nın da sağ açıkta kullanılma ihtimalini göz önüne olursak, defansif anlamda kabiliyetli, güçlü bir ortasaha oyuncusuna ihtiyaç var. Ceyhun dışında elimizdekilerden hiçbiri çok sert oyuncular değiller. Lucho Gonzalez deniyor, evet son sezonu pek iyi değildi, evet çok iyi bir oyuncu ama ben yine de defansif anlamda daha iyi bir oyuncuyu tercih ederim. Mesela Zokora tam bizlik bir adamdı... Manisaspor'dan Yiğit İncedemir veya Gaziantepspor'lu Murat Ceylan işimize oldukça yarar.

FORVET
Mevcut oyuncular
Milan Baros: Sakat olmadığı zamanlarda dünyanın en iyi 20-25 forveti arasına rahat rahat girer. Ancak sakatlık problemi çok büyük bir sıkıntı... Mücadeleciliği, gol yeteneği gerçekten süper. Sevmeyeni yoktur diye tahmin ediyorum. Bir de her maç kart görmese...

Johan Elmander: Ben açıkça söylüyorum, bu sezon Galatasaray'ın yıldızı bu adam olacak. Fatih Terim'in tarzına müthiş uyan bir oyuncu - tanımayanlar için Semih'in 2 gömlek üstü diyebiliriz - ve sistemine kesinlikle oturur. Fatih Hoca da iyi futbolcudan anlar (Mehmet Topal'ı o önermişti hatırlarsanız) ve sisteminde yıldız yapar. Hatta Fatih Terim - Fiorentina dedikoduları çıktığı zaman Elmander'i de oraya götüreceği konuşuluyordu. Her şekilde, Elmander çok iyi bir oyuncu ve mutlaka golleriyle, asistleriyle katkı sağlayacaktır.

Juan Pablo Pino: Fişek gibi, takıma girdiği gibi hareketlilik kazandıran, teknik bir oyuncu Pino. Ama devamlılığı hiç yok. Fatih Terim'in hiç sevmediği türden bir mental yapıya sahip bence; sene sonunda ya gider ya da yıldız olur.

Bogdan Stancu: Yetenekli gibi gözüküyor ama güçsüz gibi de gözüküyor. Bir de kanat yerine merkez santrfor olarak izleyebilseydik daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilirdik kendisi hakkında.

Mehmet Batdal: Sadece yer tutularak forvet olunsaydı bir tane direk koyardık, ona açılı orta açar gol atardık. En azından kendisinden daha sert vurabilirdi o direk toplara. Bu yaştan sonra ne kadar gelişebilir, belirsiz.

Anıl Dilaver: Geçen sene çok başarılı buldu herkes ama ben kendisinin A Takım'da kalıcı olacak yetenekte olduğunu düşünüyorum. Çok yakışıklı olabilir ama yeteneği konusunda kuşkuluyum ben. Çok çalışırsa belki bir yerlere gelebilir. Yine de, Konyaspor maçındaki golünden sonra o yüzündeki sevinci görmek gerçekten bütün Galatasaraylıları mutlu etmiştir, eminim..

Okan Derici: Tarzı Elmander'e benziyor ancak önünde gerçekten çok fazla futbolcu var. Ne kadar şans bulabilecek, merakla bekliyoruz.

Giden oyuncular
Cem Sultan: Yazık oldu. Kayserispor formasıyla bize golünü atacak, biz de yanacağız sattık diye...

Muhtemel transferler
Gerçekten Forlan'a, Drogba'ya veya Fabiano'ya ihtiyaç var mı? Bence yok, en fazla 40-45 maç yapacağımız bir sezonda 5 forvetli yeni bir sistem icat etmiyorsak elimizdekilerle idare edebiliriz. Baktık olmuyor, en azından Ocak'a kadar götürebiliriz. Hele bir sol bek alalım da!


Takımımızın en büyük avantajı gelecek sezon boyunca, geçmiş sezondaki rezalet olacaktır. Takım yeni hocasıyla bunun etrafında daha da çok kenetlenecek ve bence başarıdan başarıya koşacaktır.


Sevmediklerim


Öyle profesyonellik falan çok da anlamam ben. Bir takımda ikon olmuş birinin, kanlı bıçaklı olduğu rakibe gitmesi beni çok sinirlendirir, çok ekstra bir durum olmadığı sürece. Mesela Figo, mesela yukarıdaki fotoğraftaki Leonardo...

Biraz çatırt diye girdik ama olsun, takımlara bakalım;

Üç tane gerçekten hiç sevmediğim takım var benim bu dünya üzerinde. Fenerbahçe, Chelsea ve Inter. Bu üç takımı herhangi bir nedenle başka bir zaman seveceğimi de zannetmiyorum. Aslında çok da konuşmak istemiyorum bu sevmediğim takımlar hakkında. Her yazdığımda gerçekten iticilikleri vuruyor suratıma.

Milli takım olarak ise sevmediğim belki de tek takım Almanya. Adamlar gerçekten yıllardır sistemleriyle götürüyor işi. Ama böyle Manchester United'ınki gibi değil, daha çok makineye benzeyen, sinir bozucu bir şekilde. Ofansif futbol oynasalar bile keyif vermiyorlar yani.

Farkındayım biraz boş bir post oldu, ama en azından bir parça bilginiz olsun işte..


Takımlarım...


Belirli bir tarafı tutmadan maç izlemek keyiflidir, daha objektif inceleyebilirsiniz maçı. Ama bir takımı tutunca, oyuncunun coşkusunu kendi içinizde de hissedersiniz, her şutta heyecanınız 2ye katlanır, her golde sevinciniz veya üzüntünüz 2ye katlanır.


Ben kendimi bildim bileli Galatasaray'ı tutarım. Başka herhangi bir takım da benim Galatasaray sevgimi alt edemez... Galatasaray'ın yanısıra AC Milan ve Arsenal'i de "ben taraftarım" diyebilecek kadar çok severim.

Diğer sempati duyduğum takımlara gelecek olursak... Bu takımların çoğu FM veya FIFA gibi oyunlardan sonra bu listeye dahil oldular tabi :)

En başta Liverpool gelirdi eskiden. FM'de yıllarca götürdükten sonra doğal olarak bir sevgi oluşmuştu kendilerine. Sonradan sönüp gitti o sevgi öylesine. Manchester United'ı ise bu listeye hem kırmızı renginden, hem muhteşem sisteminden, hem de FIFA'da belki de en başarılı kullandığım takım olması sayesinde ekliyorum. Muhteşem sistem derken, ayaklarının yere basmasından, her daim güçlü olmasından bahsediyorum tabii ki, tarzından taviz vermeden.

Güneye inersek biraz İspanya'da Katalan tarafını tutuyorum ben. FC Barcelona küçükken olmasa da şimdilerde benim için Real'den çok daha üstün gelir. Bir kere adamların muhteşem bir karizması var, öyle ki, futbolcular maaş kesintisine gitmeyi kabul ediyor o formayı giyebilmek için. Herhalde dünya üzerinde maaş kesintisi için her şeyini verebilecek çalışanları olan tek şirkettir. Sonra tabi ki Katalunya'yı savunmaları, muhteşem futbolu, altyapı sistemi... Barça anlatılmaz, yaşanır. Bir diğer sevdiğim takım ise Madrid'den, Atletico Madrid. Her zaman atak oynamalarıyla benim sempatimi kazanmışlardır.

Doğuya, İtalya'ya doğru ilerlerken Fransa'da sevdiğim tek takımla karşı karşıya geliyoruz; Olympique de Marseille. Yalnız bunun takımın tarihiyle veya tarzıyla pek alakası yok, formaları çok güzel sadece :) Yoksa Fransız futbolunu gerçekten hiç sevmem. Zamanında birileri Fransız futbolunda takımın topla çıkarken nereye hangi pası ne zaman atacağı bellidir, her şey sistem üzerinedir demişti, valla öyle.


Gelelim İtalya'ya. Benim İtalyan milletine özel bir bağım var, dilinden midir, kültüründen midir, yemeklerinden midir bilemiyorum ama bir yerde bir İtalyan varsa benim de ona sempatim oluşur. Biraz aşırı olacak ama ben İtalya'da Genoa'yı, Roma'yı, Napoli'yi oldukça severim. Biri zaten dünyanın ilk kulüplerinden biri, diğerinin kurulduğu şehir başlı başına bir dünya harikası ve takımın o şehri temsil edişi muhteşem (kurt sembolleri, forma renkleri şunlar bunlar, yazarım bir ara), sonuncusuysa ilginç bir sevgi. Belki de Lavezzi ve pek tabii ki Cavani'den. Palermo'yu da severim aslında az çok.

Başka çok ciddi sempati beslediğim takım da yok aslında.

Bir Başlangıç

Böyle yılda iki üç kez gelir bana bir blog açmak, böyle kafama göre yazmak. Bakalım bu ne kadar dayanacak...